Sallamasyon
Gündem Siyaset Yaşam Magazin Teknoloji Tarih Spor





Sallamasyon - Yaşam Haberleri - Düşünce özgürlüğü ve Hakaret - Cumhuriyetin terör aygıtı: İstiklal Mahkemeleri

Cumhuriyetin terör aygıtı: İstiklal Mahkemeleri


Cumhuriyetin-terör-aygıtı:-İstiklal-Mahkemeleri

Son aylarda daha da arttı ama yıllardır Türkiye deki hukuk sisteminin "tefessüh ettiğini (kokuştuğunu) gösteren bir dizi olay yaşıyoruz. "Cumartesi Anneleri tam 14 yıl, 54 mevsim, 223 haftadır, her cumartesi günü, İstanbul da kayıplarını istiyorlar. Aylardır başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde olmak üzere, gösterilerde taş atan çocukların büyükler gibi yargılanmaları ve terör kanunları uyarınca ağır hapis cezalarına çarptırılmaları da "vak ayı adiyeden oldu. Hrant Dink ve Rahip Santoro davaları, adeta görünmez bir el tarafından sonsuza kadar oyalanmaya çalışılıyor. Ne Güneydoğu Anadolu da asit kuyularına atılmış binlerce insanımızın, ne polis veya gardiyan dayağıyla ölen evlatlarımızın hesabını sorabiliyoruz.
12 yaşındaki Uğur Kaymaz ı sırtından dokuz kurşunla öldüren "güvenlik güçlerinin, "meşru müdafaadan beraat kararının Yargıtay tarafından onanması ise hukuk sisteminin tefessüh ettiğinin son kanıtı. Aslında bu ülkenin kuruluşundan beri devletin yüce menfaatleri söz konusu olduğunda hukuk dışına çıkmak meşru görüldü. Bu hafta, Cumhuriyet döneminin en "hukuk dışı uygulamalarından biri olan "İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve bu kanunun uygulamalarına bir göz atacağız. Bu mahkemeler günümüzün "çift başlı yargı sorununun da kaynağına işaret ediyor. Peşinen belirteyim ki, bu yazı pek çok okuyucuyu tatmin edemeyecek. Meraklı okuyuculara kaynakçadaki hatıratları okumalarını şiddetle tavsiye ederim.
115 milletvekilinin katılımıyla en yaşlı üye Sinop Milletvekili Şerif Bey in başkanlığında 23 Nisan 1920′de Ankara da açılan Büyük Millet Meclisi nin ilk işlerinden ülkenin pek çok yerinde çıkan ayaklanmaları ve asker kaçaklarını engellemek 29 Nisan da Hıyanet-i Vataniye Kanunu nu çıkarmak olmuştu. Kanunun çıkarılmasından sonraki dört aylık dönemde, düzenin sağlanamaması üzerine, 1793′te, Fransa da kurulan olağanüstü yetkilere sahip "İstiklal Mahkemesi nden esinlenilerek "İstiklal Mahkemeleri kuruldu. Mahkemelere en büyük muhalefet, resmi tarih tarafından "İkinci Grup diye adlandırılacak olan muhalif grubun lideri Erzurum mebusu Hüseyin Avni (Ulaş) Bey den geldi.
"Yalnız Allahtan Korkar
İstiklal Mahkemeleri, kanunla kuruldukları için yasaldılar ancak yargılama usulleri açısından hukuk dışıydılar. Çünkü üyeleri, Meclis içinden seçiliyordu ama savcı hariç üyeleri hukukçu değildi. Kapılarının üstünde "İstiklal Mahkemesi Mücadelesinde Yalnız Allahtan Korkar" yazan mahkemeler verdikleri kararlardan sorumlu değildiler ancak cezaların gecikmeden infazından sivil ve asker bütün bürokratlar sorumluydu. Kararın verilmesi için delile gerek yoktu. Sanıkların avukat tutmaları çok nadir bir durumdu, zaten ne buna vakit vardı ne de bu görevi üstlenmeye cesaretli avukatlar. Kararlar hâkimlerin vicdani kanaatine göre verilirdi ve temyiz edilemezdi. Verilen cezalar (ve idamlar) derhal infaz edilirdi. Kararlar o kadar acele ile alınır ve yerine getirilirdi ki, yanlışlıkla başkasının yerine idam edilenler bile olurdu.
Asker kaçakları ile mücadele
18 Eylül 1920 - 31 Temmuz 1922 arasında görev yapan 12 mahkeme ile 1922 sonundan Mayıs 1923′e kadar görev yapan iki mahkeme olmak üzere toplam 14 İstiklal Mahkemesi, amaçları farklı olduğu için "Birinci Dönem İstiklal Mahkemeleri diye anıldı. Ankara, Eskişehir, Konya, Isparta, Sivas, Kastamonu, Pozantı ve Diyarbakır illerinde kurulan bu mahkemeler esas olarak "casusluk , "bozgunculuk , "asker kaçakları , "eşkıya , "saltanat yanlıları ve "isyancılar ile mücadeleyi amaçlıyordu. Ancak en önemli sorun asker kaçakları idi. "Her Türk asker doğar iddiasına rağmen sadece Sakarya Meydan Muharebesi sırasında tam 48.335 kişi asker kaçağıydı.
Resmî verilere göre bu mahkemelerde, Hıyanet-i Vataniye Kanunu na dayanarak, toplam 59.164 kişi yargılandı, bunların 41.678′ine 40 ila 100 değnek, malını mülkünü müsadere, para cezası, yerine evden başkasının askere alınması, halka teşhir, hapis, evinin yakılması gibi çeşitli cezalar verildi. 1.054 idam cezası infaz edildi. Ancak bu sayılar gerçeğin ancak bir bölümüdür, çünkü bu davalara ilişkin belgelerin büyük bölümü kayıptır. Bu konudaki en önemli çalışmanın sahibi Ergun Aybars a göre idam edilenlerin sayısı beş binin üzerinde olmalıdır.
Şark İstiklal Mahkemeleri
4 Mart 1925 tarihli Takrir-i Sükûn (Huzur ve Güveni Sağlama) Kanunu nu ile kurulan "İkinci Dönem İstiklal Mahkemeleri ise muhalefetin büyük direnişi ile karşılaştı. Kazım Karabekir "Islahatı İstiklal Mahkemeleri ile mi yapacaksınız" diye sorarken, Gümüşhane Mebusu Zeki (Kadirbeyoğlu) Bey Teşkilat-ı Esasiye Kanunu nun 26. maddesinin idam hükümlerinin infazını Meclis e bıraktığını, dolayısıyla bu hüküm değişmeden kanunun görüşülemeyeceğini söylüyordu. Dersim Mebusu Feridun Fikri (Düşünsel) Bey "kanunun hükümetçe çok geniş yorumlanarak bütün olayların isyan ve ihanet gibi gösterilebileceğini, Cumhuriyet rejiminde hakların her şeyin üzerinde olduğunu ve hak ve hürriyetlerin hükümetin idaresine bırakılamayacağını bunun Teşkilatı Esasiye Kanunu na aykırı olduğunu" ısrarla belirtiyordu.
Kavgaya varan ateşli tartışmalara rağmen, kanun 22 ret oyuna karşılık 122 oyla kabul edildi. Kanunla ile biri idam kararlarını uygulama yetkisiyle "Şark için Diyarbakır da, diğeri idam yetkisi TBMM nin onayı ile uygulanmak üzere Ankara da olmak üzere, iki İstiklâl Mahkemesi kuruldu. Diyarbakır daki mahkemenin resmî adı "İsyan Bölgesi Mahkemesi idi ama "Şark İstiklal Mahkemesi olarak anıldı. Ardından meşhur Hıyanet-i Vataniye Kanunu nda dinî esaslara göre cemiyet kurulmasını yasaklayan ve dini siyasete alet edenleri "vatan haini ilan eden değişiklik yapıldı ve mahkeme göreve başladı. 21 Mart ta, İsmet İnönü, Meclis Başkanlığı na Divan-ı Harb-i Örfilerde verilen idam cezalarının da ordu, kolordu, bağımsız tümen ve müstahkem mevki komutanlarınca onaylanarak uygulanmasını öneren bir önerge verdi. 22 kişilik muhalif grup bu teklifin de anayasaya ve insan haklarına aykırı olduğunu söylediler ama önerge, hükümetin istediği şekilde kanunlaştı.
"Üç Aliler Divanı
Ardından mahkeme heyetleri seçildi. İsyan (Şark) Bölgesi İstiklal Mahkemesi nin reisi Denizli Mebusu Mazhar Müfit (Kansu), savcısı Karasi Mebusu Ahmet Süreyya (Örgeevren), üyeleri Urfa Mebusu Ali Saib (Ursavaş) ve Kırşehir Mebusu Lütfi Müfit (Özdeş), yedek üyesi ise Bozok Mebusu Avni (Doğan) Beylerdi. Ankara İstiklal Mahkemesi nin reisi Afyonkarahisar Mebusu "Kel lakaplı Ali (Çetinkaya), savcısı Denizli Mebusu Necip Ali (Küçüka), üyeleri Gaziantep Mebusu "Kılıç Ali, Rize mebusu "Bakkal Ali (Zırh) ve yedek üyesi Aydın Mebusu Reşit Galip Beylerdi.
Bu mahkeme, "Kel Ali, "Kılıç Ali ve Necip Ali adlı üyeleri yüzünden "Üç Aliler Divanı diye anılacaktı. Ancak, görüleceği gibi adı veya göbek adı Ali olan iki üye daha vardı.
Şark İstiklal Mahkemesi nin en genç üyesi Avni Bey, anılarında şöyle yazmıştı: "İstiklal Mahkemesi reisi ve azaları arasında normal bir münasebetin kurulduğunu görmek nasip olmadı. Herkesin kendine göre bir politikası, kendine göre bir hukuk anlayışı vardı. Heyet-i hâkime karar için bir odaya toplandıkları zaman, sık sık görüş ayrılıkları kendini gösterir, kavgalar başlar, bazen tabancalar çekilirdi."
Mahkemenin en sert üyesi Ali Saip Bey di. Şark İstiklal Mahkemesi nin aynen Ankara İstiklal Mahkemesi gibi sivil ve askerî tüm olayları yargılamasını isteyen Ali Saip Bey, bu konuda mahkemenin tek hukukçu üyesi Ahmet Süreyya Bey le ters düşünce "Savcılıkla aramızda kanaat farkları var istifa ediyorum. Böyle çalışamam!" diyecekti. Sonunda mesele Ankara ya aktarılacak, gelen cevaptan Ankara "devrimci uygulamaların sınırlandırılmasını istemediği anlaşılacaktı. Zaten Mustafa Kemal 16 Ocak 1923′de İzmit te yaptığı basın toplantısındaki "İnkılâbın kanunu mevcut kanunlar üstündedir" diyerek, rotayı göstermişti. Hâkimler ile savcı arasındaki anlaşmazlık, "gerekirse kanunların üzerine çıkarız" görüşünün üstün gelmesiyle sonuçlandı. Bu tarihten sonra, mahkemenin yetki bölgesindeki 14 vilayet ve iki kazadaki idari, adli, askerî her türlü sivil ve askeri dava bu mahkemelerde görüldü.
"Sebilürreşadçı Eşref Edip Bey in anıları
"Heybeli 1925 Mayıs ayı… Heybeli Ada ya yeni göç etmişiz. Bir sabah vapura yetişmek üzere Denizcilik Okulu nun yanından hızla iniyorum. Sokağın karşısındaki polis karakolunda bir kaynaşma dikkatimi çekti. Yürüdüm. Bir polis bana doğru gelmeye başladı. Karşılaştığımızda, biraz karakola kadar gelmemi söyledi. Karakolda komiser ayakta geziniyordu. Biraz heyecanlı idi. Alınan emir üzerine tevkif edildiğimi tebliğ etti. Böyle bir şey beklemediğim halde hiçbir telaş göstermedim. İçime korku da gelmedi. Korkacak ne var? Yarası olan gocunur…"
Cebeci deki karanlık günler
"Yarası olmadığı için gocunacak şeyi olmadığını düşünen bu kişi ünlü İslamcı dergi Sebilürreşad"ın sahibi Eşref Edip [Fergan] idi. Eşref Edip, polis nezaretinde Pendik yoluyla, o günlerde polis merkezinin bulunduğu Babıâli karşısındaki Danıştay binasına giderken, düşünüyordu: "Acaba neden gözaltına alınmıştı. Şeyh Said İsyanı ile bir ilişkisi yoktu ancak geçen günlerde Masonluk hakkında bir kaç yazı yayımlamışlardı. Acaba o mu infiale sebep olmuştu" sorularına cevap alamadan kendisini Ankara ya giden trende buldu. Trenden inince doğru İstiklal Mahkemesi ne, ardından da Cebeci deki Tevkifhane ye gittiler. Kendisini çırılçıplak bir odaya koyup üstüne kilit vurdular. Bir hafta yemek getiren erden başka kimse uğramadı yanına. Geceler boyunca tahta ile demirin karşılaşmasından doğan korkunç sesleri ve yankılarını dinledi. Ardından betonu yeni dökülmüş rutubetli ve yine çıplak bir başka hücreye nakledildi. Moralini yüksek tutmaya çalışıyordu. Böylece günler, haftalar ve aylar geçti. Demir kapılar, demir pencereler, soğuk taş duvarlar, rutubetli beton tavanlar, ölü kafatasları, insan kemikleri ile dolu karar topraklar, süngülü bekçiler. Kara ruhtu gardiyanlar, akrepler, çıyanlar… Sağda solda feryatlar, iniltiler… İdama götürülenlerin ağlayışları, haykırışları. Zihnini giderek ümitsizlik, üzüntü ve endişe kaplıyordu. Suçu neydi bir öğrenebilseydi…
Unutulan yazar
Aylar sonra bir gün Mahkeme Reisi Kılıç Ali, tevkifhaneyi kontrole geldi. Eşref Edip in hücresini ziyaret ettiğinde "Aaaa! Sen burada mısın?" dedi. "Bizi unuttunuz galiba!," diye yanıtladı Eşref Edip, "artık bu kadar cefa yeter. Rica ederim, çağırın da, ne soracaksanız sorunuz." "Merak etme, birkaç güne kadar çağıracağız. Seni Şark tan istiyorlar."
"Seni Şarktan istiyorlar" ne demek? diye düşündü Eşref Edip. Bunu daha sonra öğrenecekti. Şeyh Sait, idam yerine Edirne de sürgün cezası verileceği vaadiyle kendisini isyana götüren nedenlerin başında TpCF nin programı ve İstanbul basınının, özellikle de Sebilürreşad"ın hükümet aleyhine yaptığı yayınların geldiğini söylemişti. Şeyh Said i ikna eden Ali Saip Bey in kafasındaki plan, muhalif gazetecilerle Şeyh Said i duruşmada karşılıklı çarpıştırmak ve böylece her iki tarafı da birbirinin silahı ile vurmaktı. Ancak siyasi durumun nezaketi yüzünden, Ankara bekleyememiş ve Şeyh Said ve 46 adamını acilen asmak zorunda kalmıştı. Hikâyenin gerisini Eşref Edip in son derece ilginç hatıratından okuyabilirsiniz.
"Komünist Zekeriya Sertel in anıları
Eşref Edip ve bir grup ünlü gazetecinin yargılanmak üzere Diyarbakır a sevk edildiği günlerde, Gülhane Parkı nda eşi ve çocuğuyla piknik yapan Zekeriya (Sertel) Bey in de hayatı, karşısına dikilen bir polis memurunun emniyete davetiyle değişecekti. Eşi Sabiha Hanım la birlikte sahibi olduğu Resimli Ay dergisinde yürüttüğü demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile Ankara nın ve bizzat Mustafa Kemal in tepkisini çekmiş olan Zekeriya Bey, ayrıca komünist olarak da tanınıyordu. O günlerde Resimli Ay"ın en önemli temalarından biri Milli Mücadele nin sadece birkaç kahraman liderin değil, işçisinden köylüsüne, memurundan askerine, kadınından gencine tüm halkın eseri olduğu, bu adsız kahramanları anmak için de bir "Meçhul asker anıtı dikilmesiydi. Bu kampanyaya cevap gecikmemişti. Akşam gazetesinde "Üç Aliler Divanı nın en ünlü üyelerinden "Kılıç Ali imzalı bir yazı çıkmış, yazıda, savaşı halkın değil Atatürk ün yaptığı ileri sürülmüştü. "Ordunun ve halkın savaşabilmesi, ancak kudretli ve kabiliyetli bir komutana sahip olmasıyla kabildir" diyen yazar "Meçhul asker fikrini ortaya atıp, başkomutanın önemini azaltmaya çalışmak, bir nankörlük olur" diyordu. Yazarın Mustafa Kemal in en has yaverlerinden biri olması, Zekeriya Bey in baltayı taşa vurduğunu gösteriyordu.
Cevat Şakir le karşılaşma
Gülhane de polisin "sizi emniyete bekliyorlar" sözünü duyduğunda, aklından bir film şeridi gibi bunlar geçmişti Zekeriya Bey in. "Çocuğu eve bırakalım, gelirim" dedi ancak "Öyle değil efendim" dedi polis memuru. "Şimdi beraber gitmemiz lazım." Ancak o zaman anladı Zekeriya Bey durumun ciddiyetini. Karısını ve çocuğunu parkta bırakıp müdüriyete gitti. Ankara ya sevki bir iki saat içinde olacaktı. İstasyonda arkadaşı Cevat Şakir ile karşılaştı. Onun da yanında bir polis vardı. Şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. İkisi de Ankara ya götürülüyordu. İkisi de neden Ankara ya götürüldüklerini bilmiyorlardı.
Cevat Şakir (Kabaağaçlı), Abdülhamit in ünlü paşalarından Şakir Paşa nın oğluydu. İngiltere de Oxford Üniversitesi ni bitirmişti. Türkçe dışında altı dil biliyordu. Zeki, bilgili, yetenekli biriydi ama gençliğinde bir kıskançlık meselesinden dolayı babasını öldürmüş ve sekiz yıl hapis yatmıştı. Verem olduğu için cezasını tamamlamadan salıverilmişti.
Tren onları karanlık bir meçhule doğru götürürken akıl yürütmeye başladılar. Belki de Resimli Ay"ın son sayısında Cevat Şakir in "Asker kaçakları nasıl asılır?" başlıklı yazısıyla ilgiliydi gözaltı. Cevat Şakir, bir zamanlar hapishanedeyken, İstiklal Mahkemelerinde idam cezasına çarptırılan asker kaçaklarının idam sehpasına gitmeden önce öteki mahkûmlara karşı tutumları, pılı pırtılarını yoksul mahkûmlara vermeleri, Cevat a dokunmuştu, yazısında bunu anlatıyordu. Ama suçlarını cezaları kesilirken öğreneceklerdi: Cevat Şakir in Hüseyin Kenan takma adıyla yazdığı "İdama mahkûm olan insanlar bile bile ölüme nasıl giderler" başlıklı yazı dolayısıyla tutuklanmışlardı.
"Seni asacaklar kardeşim!"
İki arkadaş Ankara ya vardıklarında ayrı ayrı Polis Müdürlüğü nün karanlık bodrumuna atıldılar. Ertesi gün, Zekeriya Bey in yakın arkadaşı, Trabzon mebusu Nebizade Hamdi Bey kara haberi getirdi: "Seni asacaklar kardeşim!" dedi. O geceyi kâbuslar içinde geçirdi Zekeriya Bey. Rüyasında ağlıyordu. Birden kalın bir ses onu rüyadan uyandırdı: "Ne oluyor delikanlı? Ne ağlıyorsun?" Sesin sahibi, Manisalı bir İstiklal Mahkemesi hükümlüsüydü. Erkenden kalkmış, yatağında tespih çekiyordu. "Nasıl ağlamam?" dedi Zekeriya Bey. "Beni asacaklarını öğrendim." Adam güldü. "Seni asacaklar diye üzülme. Hakkında henüz verilmiş bir hüküm yok. Oysa ben hükmü yedim. Beni şimdi, bu sabah asacaklar. Bak, ağlıyor muyum?" Gerçekten de bir saat sonra geldiler ve adamı alıp götürdüler. Bir daha da görünmedi.
Üçüncü gün iki arkadaş mahkeme heyetinin karşısına çıktı. Mahkeme Reisi "Kel Ali (Çetinkaya), Cevat Şakir in babasını öldürdüğü sırada cinayetin işlendiği Afyonkarahisarı nda Jandarma Komutanı ydı ve babasının arkadaşıydı. "Kel Ali, Cevat Şakir i tanıdı. İki arkadaşı öfkeyle salondan çıkarttı. Çıkarken, beş gün sonra savunmalarını vermeleri emretmişti. Duruşma iki arkadaş ağızlarını bile açamadan bitmişti. Suçları neydi ve neyi savunacaklardı?
Cehennemden kurtuluş
Hücreye döndüklerinde Mersin de yayınlanan Doğru Söz gazetesi sahibi Ata Çelebi adlı bir komünist genç onlara mahkemelerin çalışma prensiplerini özetledi: "Burası bir cehennemdir, bir salhanedir. İstiklal Mahkemesine getirilenlerin yüzde doksanı öldürülür… Eğer mahkeme sizi savunma için bildirilen günden önce çağırırsa, hakkında idam hükmü verilmiş demektir. Süreyi uzatmakta fayda yoktur. Yok, gününde çağrılırsanız, durumunuz şüpheli demektir. Mahkeme daha bir karar varmamıştır. Savunma günü sonraya bırakılmışsa, kurtulduğunuza işarettir. Çünkü mahkeme aceleye lüzum görmüyor demektir…"
Zekeriya ve Cevat Şakir, beş gün sonra değil de üç gün sonra çağrılınca "geleneğe göre idama mahkûm edileceklerini düşünüp perişan oldular. Ama şansları vardı. Cezaları üçer yıl sürgün ve kalebentlikti. Cevat Şakir Bodrum a, Zekeriya Sertel Sinop a gidecekti. Ölüm beklerken kalebentlik cezası almak ikiliye büyük ikramiye gibi görünmüştü. Üç yılın sonunda geride kalan eşler küçük çocuklarına bakarken, Sabiha Hanım ek olarak Resimli Ay dergisini de idame ettirmişti. Zekeriya Sertel cezası bitince İstanbul a dönerken, Cevat Şakir, Bodrum a yerleşecek ve "Halikarnas Balıkçısı adıyla ünlü bir edebiyatçı olacaktı.
Siyasi hesaplaşmaların sahnesi
Mahkeme heyeti üyelerinin anılarından ve resmî belgelerden açıkça görüldüğü gibi İsmet İnönü ve Mustafa Kemal le doğrudan temas halinde çalışan bu mahkemelerde esas olarak 1925′de Şapka Kanunu na karşı çıkanlar, 1926′da Atatürk e suikast teşebbüsünde bulunanlar ve İttihatçılık davası güdenler, Saltanat ve Hilafeti geri getirmeye çalışanlar, komünist örgütlenmelere katılanlar, yolsuzluk, casusluk, hükümete muhalefet suçlarına katılanlar vb. olmak üzere yaklaşık 7.500 kişi yargılandı, bunların yaklaşık 3.280′i çeşitli cezalara çarptırıldı. 660 kişi idam edildi. Başlangıçta süresi iki yıl olan bu İstiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929′da hukuken sona erdiler ancak 31 Temmuz 1922′de çıkarılan İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri, 1949 yılına kadar yürürlükte kaldı. Böylece İstiklal Mahkemeleri, tüm Tek Partili dönem boyunca, rejim muhaliflerinin korkulu rüyası olmaya devam etti. Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Cilt I-II, Dokuz Eylül Üni.Yayınları, İzmir 1988; Avni Doğan, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası, Dünya Yayınları, İstanbul 1964; Ahmet Süreyya Örgeevren, Şeyh Sait isyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi: vesikalar, olaylar, hatıralar (Yay. Haz. Osman Selim Kocahanoğlu), Temel Yayınları, İstanbul 2002; Kılıç Ali, İstiklal mahkemesi hatıraları, Sel Yayınları, İstanbul 1955; Eşref Edip Fergan, İstiklal Mahkemelerinde, (Yay. Haz. Fahrettin Gün), Beyan Yayınları, İstanbul 2002; Zekeriya Sertel, Hatırladıklarım, Gözlem Yayınları, İstanbul 1977; A. Turan Alkan, İstiklal Mahkemeleri, Ağaç Yayıncılık, İstanbul 1993.
Ayşe Hür (TARAF)


Haber Kaynağı (derindusunce.org)
Düşünce özgürlüğü ve Hakaret

Eklenme Tarihi : 17/02/2011

Düşünce-özgürlüğü-ve-Hakaret
Düşünce özgürlüğü ve Hakaret

( 06/05/2012 ) ( Yaşam )

Kimi toplumsal olaylar, terörizmin yıkıcı sonuçları, Batıda ve Doğuda düşünce özgürlüğünün yasallık ve meşruluk sınırlarını yeniden düşünmeye itmiştir.(wikipedia)... Hakaret, dünyanın birçok ülkesinde suç olarak nitelenmiş ve kanunlarla düzenlenmiştir.(turkhukuksitesi)... Egemen Bağış, Avrupa nın Türkiye yi sıkça eleştirdiği basın özgürlüğü konusunda "Basın özgürlüğü ve hakaret özgürlüğü karıştırı...


Atatürk-olmasaydı-babanız-belli-olmayacaktı
Atatürk olmasaydı babanız belli olmayacaktı

( 06/05/2012 )
( gazete2023.com )

SHOW TV ekranlarında yayınlanan Saba Tümer le Bugün programında her Cuma günü olduğu gibi bugünde ünlü ilahiyat profesörü Yaşar Nuri Öztürk vardı. Seyircilerin, twitter üzerinden gönderdiği...


Fazıl-Say-hangi-kerhanede-dünyaya-geldi-?
Fazıl Say hangi kerhanede dünyaya geldi ?

( 06/05/2012 )
( haber3.com )

Fazıl Say ın İslam a hakaret eden "twit"lerine AK Partili Şamil Tayyar dan çok sert yanıt ! Ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say ın Twitter da İslam a yönelik çirkin twitlerine vatandaşlar kada...


Fazıl-Say-dan-İslama-çirkin-saldırı
Fazıl Say dan İslama çirkin saldırı

( 06/05/2012 )
( haber3.com )

Ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say sosyal medyada İslam a adeta savaş açtı. Twitter sayfasından cennete kerhane ve meyhane benzetmesi yapan Fazıl Say a destek olanlar da çıktı tepki gösterenl...


Hakaret ve küfür listesi ( 21/08/2011 ) ( arsiv.ntvmsnbc.com )

Chpden mahkemeye hakaret ( 09/08/2011 ) ( samanyoluhaber.com )

80 yıl önce sansürlenen Atanın mektubu bulundu ( 20/06/2011 ) ( cnnturk.com )

Bahçeli millete hakaret eden vekili Mhp yönetimine aldı ( 20/06/2011 ) ( medyarazzi.com )

Chpden Peygamberimize hakaret ( 17/06/2011 ) ( bugun.com.tr )

Sözcü Gazetesinden skandal başlık ( 16/06/2011 ) ( secim2011.samanyoluhaber.com )

Starın dizisi Geniş Aile, Fatiha Suresiyle dalga geçti ( 13/06/2011 ) ( haberaktuel.com )

Chp.org.tr küfür yayınına geçti ( 08/06/2011 ) ( medyarazzi.com )

Kırcadan Ajda Pekkana Ağır Hakaret ( 04/06/2011 ) ( kralmagazin.aktifhaber.com )

Yalakalık değil, duygu fışkırması yaşamış! ( 04/06/2011 ) ( haber.gazetevatan.com )

Uğur Dündardan Ajda Pekkana Hakaret ( 04/06/2011 ) ( ilkelihaber.com )

İslamiyete hakaret eden Chpliler listesi ( 02/06/2011 ) ( samanyoluhaber.com )

Özkök, mini etekle namaz, türbanla şarap istedi! ( 29/05/2011 ) ( cafesiyaset.com )

Genç Mustafa ya hakaret davası ( 20/05/2011 ) ( sabah.com.tr )

Sinir Bozucu Ayet, Son Moda Başörtüsü!!! ( 18/05/2011 ) ( haber365.com )

Karikatür dergisinden Kurana hakaret ( 09/05/2011 ) ( haberayna.com )

Kılıçdaroğlu Allaha dil mi uzattı? ( 06/05/2011 ) ( haber.ekolay.net )

Mukaddese hakaret sınır tanımadı ( 29/04/2011 ) ( stargazete.com )

Kabahat o dönek solcuların ( 27/04/2011 ) ( haberturk.com )

Bir Fransıza yapılacak en büyük hakaret ( 15/04/2011 ) ( haber1.com )

Günaydan tiyatroda hakaret iddiasına yanıt: Densizlik! ( 15/04/2011 ) ( medyafaresi.com )

Önce Türklere hakaret etti sonra ödül verdi ( 08/04/2011 ) ( dunya.milliyet.com.tr )

Zeki Alasyadan Şok Eden Namaz Sözü ( 05/04/2011 ) ( haberler.com )

Çarkçı Kemal için 2 yıl hapis isteniyor ( 05/04/2011 ) ( istanbulhaber.com.tr )

Gürsel Tekinden ekranda yavşak şoku! ( 27/03/2011 ) ( gazeteciler.com )

Ahmet Şık ın kitabı örgütsel doküman mı? ( 25/03/2011 ) ( haber.gazetevatan.com )

Mahkeme: O kitap taslağı bir örgüt yayını, toplayın ( 25/03/2011 ) ( stargazete.com )

Meşru ve doğru düşünce ( 16/03/2011 ) ( zaman.com.tr )

Kahraman sendikacı bir anda yalaka oldu ( 13/03/2011 ) ( toplumsalhafiza.com )

Basın özgürlüğü olmadan düşünce özürlüğü olmaz ( 09/03/2011 ) ( milligazete.com.tr )

Faşist çıkışlarıyla bilinen Mine Kırıkkanat Vatan dan kovuldu! ( 09/03/2011 ) ( medyasavar.com )

Fatih Altaylı, Teke Tek programında tepki gönderen izleyicilere ağır sözlerle hakaret etti ( 01/03/2011 ) ( internethaber.com )

Yine Özdemir İnce! Yine Hakaret! ( 26/02/2011 ) ( analizmerkezi.com )

Penguene bir suç duyurusu daha! ( 23/02/2011 ) ( ihlas.net.tr )

Prof. Yayla: Düşünce Özgürlüğü Olmadıkça İfade Özgürlüğü de Olamaz ( 22/02/2011 ) ( haberajans.com )

1 günde 23 gazeteci 19 ayrı davada yargılandı ( 20/02/2011 ) ( bugun.com.tr )

Gazetecilik değil, kin ve nefret üreten bir site ( 20/02/2011 ) ( zaman.com.tr )

Kanuni, Atatürk ve Said-i Nursi ( 19/02/2011 ) ( stratejikboyut.com )

Milliyetin Küstah yazarından millete hakaret ( 19/02/2011 ) ( birdunyabilgi.net )

Özgürlük sorumluluktur ( 19/02/2011 ) ( yenisafak.com.tr )

Prof. Çekere öfke giderek büyüyor ( 19/02/2011 ) ( hurriyet.com.tr )

Trenden kaçan oğlan Erzurumluyu kızdırdı ( 19/02/2011 ) ( pressturk.com )

Düşünceye atılan bombalar ( 19/02/2011 ) ( zaman.com.tr )

Odatvden 2010 model Ergenekon dökümanı çıktı ( 19/02/2011 ) ( stargazete.com )

Abd elçisi ilk sözüyle kızdırdı ( 19/02/2011 ) ( radikal.com.tr )

Önder Savdan hac savunması ( 19/02/2011 ) ( bugun.com.tr )

Soner Yalçın suçsuz mu? ( 17/02/2011 ) ( aksam.com.tr )

Başmüzakereci Egemen Bağış Basın özgürlüğü ve hakaret özgürlüğü karıştırılmamalı ( 17/02/2011 ) ( euractiv.com.tr )

Penguen özür diledi ( 17/02/2011 ) ( ntvmsnbc.com )

İnanca karşı hakaret ifade özgürlüğü mü? ( 17/02/2011 ) ( adanahaber.com )

Baruter ilk değil: Dini dogmaya dokunan linç ediliyor ( 17/02/2011 ) ( haber.sol.org.tr )

301 Yetmez, En Az 14 Madde Özgürlüğe Engel ( 17/02/2011 ) ( bianet.org )

İslam, Muhammedin icadı ( 17/02/2011 ) ( belgehaber.com )

Atatürke hakaret etmek düşünce özgürlüğü mü? ( 17/02/2011 ) ( internetgazete.com )

İfade özgürlüğü, hakaret özgürlüğü değil ( 17/02/2011 ) ( tumgazeteler.com )

Peygambere Hakarete Cezayı Kaldırın! ( 17/02/2011 ) ( analizmerkezi.com )

İslamda Düşünce Özgürlüğü ( 17/02/2011 ) ( idefix.com )

Tübanın Düşünce Özgürlüğü ile İlgili Görüşü ( 17/02/2011 ) ( tuba.gov.tr )

İfade Özgürlüğü Temelinde Hakaret ( 17/02/2011 ) ( turkhukuksitesi.com )

Düşünce özgürlüğü ( 17/02/2011 ) ( tr.wikipedia.org )


2010-saab-9-3x-wallpaper

2010-saab-9-5-sedan-wallpaper

Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi/kuruma ait olacaktır.